Kişisel Gelişim 4 dk okuma
Bir İş Daha Eklemek: Kapasitenin Kırıldığı Nokta
İş yükü belli bir noktaya kadar sorunsuz taşınır, sonra küçük bir ekleme her şeyi bozar. Bu kırılmanın nasıl işlediğini ve nasıl önleneceğini anlatıyoruz.
Yazar: Berrin Yalçın
Bir insanın üstlendiği iş sayısı arttıkça performansı düz bir çizgi hâlinde düşmez. Belirli bir noktaya kadar her yeni iş programa sıkıştırılır, süreler biraz kısalır, aralar biraz daralır ama işler çıkar. Sonra bir gün, listeye eklenen sıradan bir görevle birlikte düzen bozulur: teslimler gecikmeye başlar, küçük hatalar çoğalır, en basit iş bile uzar. Dışarıdan bakan biri bu değişimi anlayamaz, çünkü son eklenen iş öncekilerden büyük değildir. Değişen şey işin büyüklüğü değil, kapasitenin sınırının aşılmış olmasıdır.
Sınıra kadar her şey yolunda görünür
Kapasite sınırının en aldatıcı yanı, ona yaklaşırken belirti vermemesidir. Yük arttıkça insan boşlukları kullanır: molalar kısalır, öğle arası masada geçirilir, bir işin arasında başka bir işe bakılır, akşam saatleri programa dahil edilir. Bu esnekliğin her adımı tek başına küçüktür ve işe yaramaktadır. Bu yüzden sistem çalışıyor gibi görünür. Ancak burada tüketilen şey verimlilik değil, yedek paydır.
Yedek pay tükendiğinde beklenmedik hiçbir şeyin yeri kalmaz. Oysa gerçek bir programda beklenmedik şeyler her zaman olur: bir toplantı uzar, bir dosya kaybolur, biri hastalanır, bir iş baştan yapılmak zorunda kalır. Payı olan bir program bu aksaklıkları emer. Payı tükenmiş bir programda ise tek bir aksaklık zincirleme gecikmeye dönüşür. Kırılma tam bu noktada yaşanır.
Neden çöküş ani görünür
Sınır aşıldıktan sonra devreye giren mekanizmalar durumu hızlandırır. Gecikmeler biriktikçe her işe daha az zaman kalır, az zaman verilen işlerde hata oranı artar, hatalar düzeltme işi yaratır ve düzeltme işi programa yeni yük ekler. Aynı anda takip edilmesi gereken açık iş sayısı arttığı için zihinsel yük de büyür; ne yapılacağını hatırlamak, işi yapmak kadar zaman almaya başlar.
Buna bir de öncelik belirsizliği eklenir. Her şey acil hale geldiğinde sıralama yapmak zorlaşır ve karar vermek yorucu bir işe dönüşür. Sonuçta insan çok çalışır ama az iş bitirir. Bu tablo tembellikle ya da beceriksizlikle açıklanamaz; sistemin taşıyabileceğinin üstünde yüklenmesinin doğal sonucudur.
Sınıra yaklaşıldığını gösteren işaretler
Kırılmadan önce fark edilebilecek belirtiler genellikle vardır. Küçük işlerin sürekli ertelenmesi, aynı e-postanın birkaç kez açılıp kapatılması, listedeki maddelerin gün sonunda taşınması, planlanan sürelerin düzenli biçimde aşılması bunların başında gelir. Bir diğer işaret, işlerin arasında geçiş yapma sıklığının artmasıdır; çok sayıda açık iş varken zihin sürekli aralarında dolaşır.
Program dışı zamanın işgale uğraması da güçlü bir göstergedir. Akşamların, hafta sonlarının ya da izin günlerinin düzenli olarak işe kayması, kapasitenin normal saatlerde yetmediğini gösterir. Bu durum kısa dönemli bir yoğunlukta anlaşılabilir; kalıcı hale geldiğinde ise sınırın çoktan aşıldığı anlamına gelir.
Yeni bir iş kabul etmeden önce
Yeni bir iş değerlendirilirken en sık yapılan hata, o işin süresini tek başına düşünmektir. Oysa her iş kendi süresinden fazlasını götürür: hazırlık, iletişim, bekleme, düzeltme ve zihinde tutulma maliyeti eklenir. Bu nedenle "iki saatlik iş" nadiren iki saatte biter. Doğru soru "bu iş kaç saat sürer" değil, "bu işi almak diğerlerinde neyi geciktirir" olmalıdır.
İkinci yararlı soru, işin ne zaman yapılacağıdır. Takvimde somut bir yer gösterilemiyorsa iş kabul edilmiş değil, ertelenmiş sayılır. Yeni işi programa yerleştirirken hangi mevcut işin kayacağını görmek, kabul kararını çok daha gerçekçi hale getirir. Bu adım atlandığında yük görünmeden büyür.
Payı geri kazanmanın yolları
Sınır aşıldıysa çözüm daha hızlı çalışmak değildir; hız zaten tükenmiştir. İlk adım, açık iş sayısını azaltmaktır. Aynı anda yürüyen işlerin bir bölümünü tamamen durdurup sırayla bitirmek, hepsini birlikte yavaş yürütmekten neredeyse her zaman daha iyi sonuç verir. Biten iş zihinsel yükten çıkar, yürüyen iş çıkmaz.
İkinci adım, takvimde bilinçli olarak boş alan bırakmaktır. Doldurulmamış zaman israf gibi görünse de aksaklıkların emildiği yer orasıdır. Üçüncü adım, tekrar eden işlerin sadeleştirilmesidir: kaldırılabilecek bir adım, birleştirilebilecek iki toplantı ya da devredilebilecek bir görev çoğu programda bulunur. Son olarak, bazı işlerin geri verilmesi ya da tarihinin ertelenmesi gerekebilir; bu, kapasitenin üstündeki bir yükü taşımaya çalışmaktan daha az zarar verir.
Sınırı bilerek çalışmak
Kapasite sabit bir sayı değildir; dinlenme, sağlık, işin türü ve öngörülemezlik düzeyine göre değişir. Bu yüzden amaç sınırı tam olarak ölçmek değil, ona ne kadar yaklaşıldığını takip etmektir. Programın esnekliğinin azaldığı, küçük aksaklıkların büyük gecikmeler yarattığı bir dönem yaşanıyorsa sınıra yaklaşılmış demektir.
Uzun vadede istikrarlı çalışan insanlar genellikle daha hızlı olanlar değil, sınırlarını daha erken fark edenlerdir. Bir iş daha eklemeden önce durup bakmak, kırıldıktan sonra toparlanmaya çalışmaktan çok daha az zaman alır. Kapasiteyi korumanın yolu da bu basit duraklamayı alışkanlık haline getirmekten geçer.